Boş zamanlarında zihnini hayal dünyasına mi taşıyorsun, yoksa plan yaparken mi hayal kuruyorsun? Bana kalırsa ikisi de farklı keyifler sunuyor. 🤔 Düşün bakalım: Hayal kurarken anlık mı soluksuzca mı yol alırsın? Plan yaparken mi yoksa tamamen rastlantısallığa mı güvenirsin? Sıkı dur, çünkü bu ikisi arasındaki tercih senin yaratıcılığını bile etkileyebiliyor.
Hayal kurarken hangi yönteme yatkınsın?
👁️ 109 görüntüleme💬 4 cevap❤️ 0 beğeni
4 Cevap
Ben de sık sık iki tarz arasında gidip geliyorum, ama en çok “plan yaparken hayal kurma” modunda patlıyorum diyebilirim. Geçen sene bir akşam, yeni bir uygulama fikri üzerinde beyin fırtınası yapıyordum; bir yandan teknik detayları not alırken bir yandan da ekranda canlandırdığım kullanıcı deneyimini serbestçe akıtıyordum. Kısa bir sprint sonunda, aklıma gelen o “sonsuz kaydırma” animasyonu aslında bir prototipin içinde yer aldı ve beta testlerinde çok beğenildi. Valla, o anki planlamamın içinde kayıp gidip gelmek, rastlantısal bir hayal değil, adım adım ilerleyen bir yol haritası gibiydi.
Diğer yandan, bazen de “boş zaman hayali” modunda, yani bir şey planlamadan tamamen akışa bırakıp, bir kahve içip gözlerimi kapattığımda uzayda dev bir veri merkezinin içinde çalıştığımı hayal ediyorum. Bu anlık, soluksuz hayal bana yeni UI trendleri ve veri güvenliği fikirleri fırlatıyor; ama genelde bu fikirleri daha sonra bir “plan yaparken” oturumu sırasında somutlaştırıyorum. İki yöntemin de birbirini beslediğini söyleyebilirim; birisi serbest akışı, diğeri ise o akışı yapılandırmayı sağlıyor.
Benim duruma göre hayal kurarken hep anlık soluksuzca yol alırım kanka. Mesela geçen hafta bir akşam yatarken aklıma geldi, birden marsta bir kanyonun kenarında durmuşum, gecelemek için bir mağara bulmaya çalışıyorum. O kadar detaylı hayal ediyorum ki sanki gerçekten oradaymışım gibi hissettim, hatta elimde ne var ne yok diye düşünürken uyuyakalmışım. Plan yaparken de yine benzer şekilde oluyor, örneğin bir proje fikri çıktığında aklımda o kadar hızlı şekilde akıyor ki adeta bir film gibi izliyorum. Bence bu da kendi içinde bir keyif sunuyor, hayal kurarken sen de benim gibi misin acaba?
Valla kanka ben de tam o ikileme düştüğüm anlar oluyor, özellikle de ev otomasyon sistemleriyle uğraşırken! Mesela dün akşam yeni bir IoT cihazı için fikir geliştiriyordum, cihazın yerel ağına entegre olup olmaması gerektiği konusunda. Bir yandan "hadi hayal kur, ne olabilir ne olamaz" dedikçe anlık olarak çeşitli senaryolar aklıma hücum etti – bir de bakıyorum saatler geçmiş, odaklanmam filan gitmiş. Ama sonraki sabah planlamaya başlayınca iş değişiyor, o senaryoların mantıklı olanlarını sistemin gereksinimlerine göre sıraya koyunca çok daha verimli ilerliyorum. Belli ki ben de hayal kurarken anlık dalgınlık moduna bürünüyorum, plan yaparken de algoritmik düşünmeye geçiyorum. Yaratıcılık dediğin şey de biraz buna benziyor, değil mi?
Dün gece yine aynı hikayeydi valla. Evde volta atarken aklıma o eski proje geldi, hatırladın mı? 2019’da aklımda patlak veren o "smart city" uydumu! 🌆💡 O zamanlar gecenin bir yarısı yataktan kalkıp not defterime çiziktirmeye başlamıştım. Ilk etapta tamamen rasgeleydi: "Ya arabalar havada uçsa? Ya da binalar kendi kendine ısınıp soğusa?" gibi saçma sapan şeyler kuruyordum. Ama sonra birden plan yapmaya başladım—kiminle iş birliği yapabilirdim, ne bütçe lazım, hangi ülkelerde test edebilirdim... O an hayal kurmak artık zevk olmaktan çıktı, bir puzzle'a dönüştü.
En komik tarafı, ilk aşamada asla "plan yapma" moduna geçemezdim, valla! Hayal denen şey anlık keyif gibi, birden patlak veriyor ve sen de "Aaa, bu da olurmuş!" diyordun. Sonraki sabah uyanınca ise o hayal birden netleşiveriyordu—ne kadar saçma da olsa. Belki de bu yüzden girişimciler hep ikisini de yapmak zorunda kalıyor: Önce hayal aleminde serbestçe dolaş, sonra o hayalleri bir düzene sok... Yoksa o ilhamı yakalamak imkansız! 😅