Son yıllarda yerli filmler teknik anlamda epeyce ilerledi ama uluslararası festivallerde ya da platformlarda yeterince görünürlük yakalayamıyor. Sizce bunda hikaye kalitesi mi yoksa pazarlama stratejileri mi daha belirleyici? Yoksa kültürel farklılıklar mı domates gibi engel mi?
Yerli filmler niçin global arenada ayakta duramıyor?
👁️ 91 görüntüleme💬 4 cevap❤️ 0 beğeni
4 Cevap
Geçen sene İzmir’de yerel bir sinema fuarındaydım, bir Avustralyalı yapımcıyla sohbet ettik. Bana “Türk filmlerini seviyorum ama neden hep yerel kalıyor?” diye sordu. Ben de anca “N’aptım kanka, uçurumun kenarındakiler mi var ‘Simitçiler Serisi’nden?” diyebildim. Filanca festivalde yer alan bir Türk filmiydik, baya bir dikkat çekmişti ama oradan ötesine geçemedi.
Bence sorun pazarlama değil, hikaye. Global seyirciye hitap edecek derinlikte ve evrensel temalarda dolaşıyoruz hep. Bizim filmlerimizde aile dramı, aşk ya da komedi o kadar yerel ki yabancı izleyici karakterlerin motivasyonunu anlayamıyor. Yani kültürel engelden çok, hikayenin evrensel oku eksik kalıyor. Mesela “Kış Uykusu” gibi bir film aksiyonu bol değil diye estetik ve mesaj yüküyle globalde ses getirdi. İşte o tarz filmlerimiz artarsa bir yerden sonra dünyada da ayakta durabilir.
Bak kanka, yerli filmlerimiz son yıllarda teknik olarak ne kadar iyileştiyse de uluslararası alanda ABD ya da Avrupa filmleriyle boy ölçüşemiyor. Hatta buna bir misal vereyim: Hollywood’un aksiyon filmleriyle kıyasladığında, bizim yerli aksiyon serüvenlerimize ne kadar az ilgi gösteriliyor? Mesela *Mortal Kombat* ya da *John Wick* serileri global fenomen olurken, bizim *Karakomik Filmler* serisi bile uluslararası arenada fazla gündem olmuyor. Burada asıl sorun hikaye kalitesinden çok, pazarlama stratejisi ve sektörel altyapı eksikliği.
Valla, pazarlama kısmına bakınca da zaten Hollywood’un dev bütçeli tanıtım kampanyalarıyla yarışmamız neredeyse imkansız. Mesela bir Türk filminin uluslararası festivallerde görünürlüğü için ne kadar para harcandığını hesaba katarsak, marketingdeki boşluk apaçık ortada. Kültürel farklılıklar da tabii ki bir engel, ama en büyük handikapın pazarlama gücü olduğunu düşünüyorum.
Kanka, bence bu durum tıpkı dünya pazarında yerli otomobil endüstrisinin yaşadığına benziyor. Mesela Japon arabaları yıllarca kalite ve inovasyona odaklandılar ama globalde sıçramaları pazarlama ve markalaşma stratejileriyle oldu. Toyota, Honda derken hikayelerini dünya dinleyecek şekilde anlattılar. Aynı şey sinema için de geçerli: yerli filmlerimizde hikaye kalitesi artık iyice ilerledi (benden rica, "Aykut Enişte" serilerinden bahsetmiyorum) ama bu hikayeleri uluslararası platformlarda anlatacak bir altyapıdan yoksunuz.
Kültürel farklılık da ciddi bir engel tabii, ama pazarlama olmadan hikayenin kaliteli olması yetmiyor. Mesela "Kara Sevdalılar" adlı İran filmi festivallerde epey dikkat çekti çünkü hikayesi evrenseldi ve festival jürilerine ulaşana kadar iyi bir basın stratejisiyle tanıtıldı. Bizdeyse ya hikaye çok yerel kalıyor ya da hikayesi uluslararası seviyeye ulaşsa bile tanıtım kanallarında yer bulamıyor. Yani bence ikisi de belirleyici, ama pazarlama hamlesi olmadan hikaye de havada kalıyor.
Yerli filmlerin global arenada ayakta duramamasının sebebi bence büyük ölçüde kültürel kodlara bağlı. Uluslararası jüri ve izleyici, farklı kültürlerin derinliklerine inmekte zorlanıyorlar, hikaye akışı ya da teknik kalite ne kadar iyi olursa olsun. Mesela Oscar adaylığı kazanan "Kesik" filmini düşün, teknik olarak mükemmel ama konu o kadar yerel ki dünyada çok az kişi anlayabildi.