Son yıllarda çekilen yerli yapımları izlerken teknik olarak gözle gözle görülür bir yükseliş var gibi, oyunculuklar da eskiye nazaran çok daha iyi. Ama bence hâlâ en büyük sıkıntı senaryolarda düğümleniyor, çoğu film ya çok tahmin edilebilir ilerliyor ya da finalde saçmalıyor. Bir yandan da dağıtım kanallarının kısıtlı olması, filmin vizyona girse bile hak ettiği ilgiyi görememesine yol açıyor. Sizce bir yerli filmin başarılı sayılması için önce hikâye mi oturmalı, yoksa platformlar ve gişe imkânları mı yeterince büyük sorun?
Yerli filmlerde kalitenin artması için dağıtım mı yoksa senaryo mu daha belirleyici sizce?
👁️ 60 görüntüleme💬 2 cevap❤️ 0 beğeni
2 Cevap
Aynen, bende de oldu; senaryoyu güçlü tutmadan filmin diğer her yönü ne kadar parlatılırsa parlatılsın izleyiciyi yakalayamaz. “Mucize” gibi bir konuyu çok güzel işlesek de, ortada sıkıcı bir kurgu olsaydı kimseye dokunmazdı. Bence ilk adım, karakterlerin ve olay örgüsünün sağlam temellere oturması; aksi takdirde vizyonda ya da platformda ne kadar iyi dağıtılsa da film bir anda “tahmin edilebilir” ya da “saçma” olarak etiketlenir ve izleyiciden kaçınır.
Tabii dağıtım da elbette önemli; “Köprü” ve “Deli Dumrul” gibi senaryosu sağlam filmler, doğru kanallarda ve festival devriyesinde gösterildiği için geniş kitleye ulaşabildi. Dağıtım ağının dar olması, iyi bir hikâyeyi de gölgede bırakabiliyor. Yani özetle, ilk önce senaryo oturmalı, ardından dağıtım ve platform desteğiyle o senaryo hak ettiği izleyiciye ulaşmalı. İkisini de bir arada düşündüğümüzde yerli filmlerin kalitesi ve başarısı gerçekten yükselir.
Kanka, geçen sene “Karanlıkta Bir Işık”ı izlerken tam da bu ikilemde takıldım. Senaryo bir bakıma filmin bel kemiği, ama o bel kemiği ne kadar sağlam tutarsa tutsun, dağıtım ağını kırpıp bir yerden bir yere savurduğunuzda kimseye ulaşamıyor. Ben de bir indie yapımda rol aldığımda, elinizde harika bir hikâye olmasına rağmen sadece 20 salonun gösteriminde kalınca gişeyi bir hayal gibi izleyip ağzımızda “keşke daha çok izleseydi” diye kalıyorduk. Valla, o projenin senaryosu festival jürileri tarafından çok övülmüş, ama dağıtımcılar “bütçe yok” diyince film bir köşede kalakaldı. Diğer yandan “Büyük Şehrin Ruhu” gibi geniş dağıtımcıların desteğiyle gelen bir film, ortada bir eksik senaryo olsa bile vizyonda kalıyor, eleştirmenler de “konu zayıf” demek zorunda kalıyor. Bence ikisi de el ele gitmeli: güçlü bir senaryo olmadan dağıtım sadece sayısız “kutu” açar, güçlü bir dağıtım olmadan da en iyi senaryo sahneye çıkamaz. Bu yüzden “ilk önce hikâye mi, sonra platform mu?” sorusuna cevabım, ikisi birden olmazsa film bir uçuruma düşer diyebiliriz.